Her insan gibi Türk sporunu uzun yıllardır takip eden biri olarak zaman zaman kendime şu soruyu soruyorum: Bir sporcunun ya da takımın gördüğü değer gerçekten elde ettiği başarıyla mı ölçülüyor, yoksa temsil ettiği branşla mı?
Bu sorunun kesin bir cevabı olduğunu söylemek zor. Ancak son yıllarda yaşanan bazı gelişmeler, özellikle de 2026 yazında kamuoyuna yansıyan haberler, bu konuyu yeniden düşünmeme neden oldu.
Bir tarafta uzun yıllar sonra Dünya Kupası’na katılmayı başaran ancak turnuvaya erken veda eden A Milli Futbol Takımı bulunuyor. Diğer tarafta ise uluslararası arenada peş peşe başarılar elde eden, dünya sıralamasında zirveye kadar yükselen ve Türkiye’yi gururlandıran Filenin Sultanları…
İki takımın da ülkemizi temsil ettiğine hiç şüphe yok. Ancak iş ödüllendirmeye, verilen değere ve kamuoyundaki algıya geldiğinde aynı tabloyu görebildiğimizi söylemek benim açımdan pek mümkün değil.
Bu yazıda herhangi bir kurumu ya da kişiyi hedef almak istemiyorum. Amacım yalnızca kamuoyuna yansıyan gelişmeler üzerinden kendi düşüncelerimi paylaşmak ve spor kültürümüz üzerine birkaç soru sormak.
Başarı Nedir, Başarı Nasıl Ödüllendirilmelidir?
Başarı kavramı aslında oldukça nettir. Bir sporcu ya da takım, yıllarca emek verir. Antrenman yapar. Fedakârlık gösterir.
Ülkesini uluslararası organizasyonlarda temsil eder. Sonunda madalya, kupa veya derece kazanır. Benim bakış açıma göre ödüllendirme sistemi başarı odaklı olmalıdır.
- Ülkesine daha fazla sportif başarı kazandıran sporcular,
- Emeklerinin karşılığını da aynı ölçüde almalıdır,
- Branşın ne olduğu ise ikinci planda kalmalıdır,
onun emeğinin karşılığı da aynı ölçüde verilmelidir.
Ancak Türkiye’de zaman zaman bunun tam tersini düşündüren örneklerle karşılaşıyoruz.
A Milli Futbol Takımı Dünya Kupası’na Katıldı, Ancak Beklentileri Karşılayamadı
24 Yıllık Özlem Sona Erdi
2026 FIFA Dünya Kupası‘na katılmak elbette önemli bir başarıydı. Yaklaşık çeyrek asırlık özlem sona ermişti. Bu bile başlı başına kutlanabilecek bir gelişmeydi.
Ben de milyonlarca futbolsever gibi bu başarıya sevindim. Çünkü Dünya Kupası atmosferini yeniden yaşayabilmek hepimizin istediği bir şeydi. Ancak turnuva başladığında işler beklenildiği gibi gitmedi.
Grup aşamasında alınan sonuçlar, takımın turnuvaya erken veda etmesine neden oldu. Teknik ekip tercihleri, oyuncu performansları ve hücumdaki üretkenlik uzun süre tartışıldı. Bunlar sporun doğal parçalarıdır. Kazanan da olur, kaybeden de. Benim dikkatimi çeken nokta ise turnuva sonrasındaki gelişmeler oldu.
Elenişe Rağmen Gündem Prim ve Villa Oldu
Kamuoyunun En Çok Konuştuğu Konu
Turnuva sona erdikten sonra sosyal medyada en çok konuşulan konulardan biri futbolcular için hazırlanan prim sistemi oldu.
Basına yansıyan bilgilere göre;
- Yüksek miktarda prim
- Çeşitli ödüller
- Villa vaatleri
gündemin merkezine yerleşti.
Burada yanlış anlaşılmak istemem. Futbolcuların emeklerinin karşılığını almalarına karşı değilim. Profesyonel sporun doğasında prim sistemi vardır.
Kulüplerde de milli takımlarda da bunun örneklerini görüyoruz. Benim sorguladığım konu tamamen farklı. Aynı hassasiyet diğer branşlara da gösteriliyor mu? İşte asıl cevaplanması gereken soru bence tam olarak burada başlıyor.
Filenin Sultanları Son Yılların En Büyük Başarı Hikâyesini Yazdı
Sadece Bir Turnuva Değil, Sürekli Başarı
Kadın voleybolunu yıllardır takip eden biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Filenin Sultanları tek bir turnuvada başarı elde etmiş bir takım değil.
Yıllardır istikrarlı şekilde zirvede mücadele ediyorlar.
- Milletler Ligi…
- Avrupa Şampiyonası…
- Olimpiyat elemeleri…
- Dünya sıralaması…
Neredeyse katıldıkları her organizasyonda Türkiye’nin adını üst sıralara yazdırmayı başardılar. Bence spor tarihinde en zor şeylerden biri sürekliliktir. Bir kez şampiyon olabilirsiniz. Ancak yıllarca zirvede kalabilmek çok daha büyük emek ister.
İşte Filenin Sultanları bunu başaran ekiplerden biri oldu.
Ekonomi Sınıfı Tartışmaları Neden Bu Kadar Konuşuldu?
Konu Sadece Uçak Koltuğu Değildi
Bir dönem sosyal medyada kadın voleybol takımının ekonomi sınıfında seyahat ettiği görüntüler büyük yankı uyandırmıştı. Aslında insanlar yalnızca koltuk düzenini konuşmuyordu. Ben de olayın özünün bu olduğunu düşünmüyorum.
Asıl tartışılan konu şuydu:
Bu kadar büyük başarı kazanan sporcular neden kamuoyunda aynı değeri görmüyor? Çünkü insanlar başarı ile verilen değer arasında doğal bir denge kurmak ister.
Eğer bir takım yıllardır uluslararası kupalar kazanıyorsa, doğal olarak daha fazla destek beklenmesi de normaldir.
2026 Yılında Gelen Yeni Şampiyonluk
Başarı Devam Ediyor
2026 yılında kazanılan yeni Milletler Ligi şampiyonluğu da bunun önemli örneklerinden biri oldu. Takım bir kez daha Türkiye’yi gururlandırdı.
Dönüşte yapılan karşılama önceki yıllara göre daha özenliydi. Sporcular alkışlandı. Tebrik edildi. Havalimanında güzel görüntüler oluştu. Bunların hepsi sevindiriciydi. Ancak kendi adıma şu düşünceden de uzaklaşamadım. Başarı büyüdükçe verilen destek de aynı oranda büyüyor mu?
Bu sorunun cevabını herkes farklı verebilir.
Erkek Futbolu ile Kadın Voleybolunu Karşılaştırmak Doğru mu?
Belki de En Çok Sorulan Soru
Bu konuda yapılan yorumların önemli kısmı şu noktaya dayanıyor.
“Futbol çok büyük bir ekonomi oluşturuyor.”
Buna katılmamak mümkün değil.
Futbol;
- Yayın gelirleri
- Sponsorluklar
- Reklam anlaşmaları
- Taraftar kitlesi
bakımından diğer branşların oldukça önünde.
Bu ekonomik fark doğal olarak ödül sistemine de yansıyor. Ancak benim düşünceme göre bu açıklama tek başına yeterli değil. Çünkü burada yalnızca ekonomik büyüklük değil, milli başarı söz konusu.
Milli forma altında temsil edilen her branş aynı bayrağı taşıyor. Bu nedenle en azından sembolik anlamda başarıya verilen değerin daha dengeli olması gerektiğini düşünüyorum.
Benim Dikkatimi Çeken Asıl Nokta
Algıdaki Fark
Aslında beni düşündüren konu rakamlar değil. Algılar.
Bir futbol başarısızlığı günlerce konuşulabiliyor. Bir voleybol şampiyonluğu ise birkaç gün sonra gündemden düşebiliyor. Oysa uluslararası başarı açısından tablo çoğu zaman tam tersini gösteriyor.
Bu durum zaman zaman spor kamuoyunda da tartışılıyor. Ben de bu tartışmaları takip eden biri olarak aynı soruyu kendime soruyorum.
Acaba bazı branşlar başarı kazandığında bunu normal karşılamaya mı başladık?
Başarıyı Branşlara Göre Değil Sonuçlara Göre Değerlendirmek Gerekmez mi?
Benim Kişisel Görüşüm
Ben sporun ayrıştırılmasını doğru bulmuyorum.
Erkek futbolu…
Kadın voleybolu…
Basketbol…
Atletizm…
Güreş…
Yüzme…
Hepsinin ortak noktası Türkiye’yi temsil etmeleridir. Dolayısıyla ödüllendirme sisteminin de mümkün olduğunca başarı odaklı olması gerektiğini düşünüyorum. Elbette her branşın ekonomik gerçekleri farklıdır. Bunu inkâr etmek doğru olmaz.
Ancak milli başarı söz konusu olduğunda daha kapsayıcı bir yaklaşımın hem sporcuların motivasyonunu artıracağını hem de genç sporcular için önemli bir mesaj vereceğini düşünüyorum.
Genç Sporcular İçin Verilen Mesaj Çok Önemli
Rol Modeller Nasıl Oluşuyor?
Bugün bir çocuk televizyon karşısında milli sporcuları izliyor. Onların başarılarını görüyor. Hayal kuruyor. Belki gelecekte aynı formayı giymek istiyor. İşte tam da bu noktada verilen mesaj büyük önem taşıyor.
Başarının görünür olması…
Takdir edilmesi…
Kutlanması…
Yeni nesiller için güçlü bir motivasyon oluşturuyor. Sadece maddi ödül değil, kamuoyunun gösterdiği ilgi de bunun önemli parçalarından biri.
Sporun Kazananı Aslında Hepimiziz
Tartışılması Gereken Şey Kim Daha Değerli Olduğu Değil
Bu yazıyı hazırlarken hiçbir branşı diğerinden üstün göstermeye çalışmadım.
Futbol da bizimdir.
Voleybol da.
Basketbol da.
Diğer tüm sporlar da. Benim anlatmak istediğim tek şey şu:
Başarı gerçekten başarıysa, bunun hangi branşta kazanıldığının ikinci planda kalması gerektiğine inanıyorum. Çünkü milli forma altında elde edilen her başarı, aslında hepimizin ortak gururudur.
Sonuç: Benim Gözümde Asıl Mesele Adalet Duygusu
Bu yazıda tamamen kendi düşüncelerimi paylaştım. Kimileri bana katılacaktır. Kimileri ise farklı düşünecektir. Bu da son derece doğal.
Ancak sporu seven biri olarak içimde kalan tek soru hâlâ aynı:
Uluslararası başarı elde eden her sporcu gerçekten hak ettiği değeri görüyor mu? Ben bu sorunun cevabının hâlâ tartışmaya açık olduğunu düşünüyorum. Belki de asıl konuşmamız gereken konu; hangi branşın daha popüler olduğu değil, hangi başarının ülke olarak nasıl karşılandığıdır.
Çünkü kupalar zamanla müzelerde yerini alır, rekorlar bir gün kırılır. Fakat sporculara gösterilen değer, hem spor kültürünü hem de gelecek nesillerin spora bakışını şekillendirir.
Not: Bu yazıda yer alan değerlendirmeler tamamen kişisel görüşlerimi yansıtmaktadır. Amaç herhangi bir spor branşını, kurumu veya sporcuyu hedef göstermek değil; kamuoyunda tartışılan bir konuya kendi bakış açımdan katkı sunmaktır.
Yalçın Güler sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.



Yazıyı sonuna kadar dikkatle okudum. Futbolu da voleybolu da takip eden biri olarak bazı noktalarda size katıldım. Özellikle başarıya göre değer verilmesi gerektiği düşüncesi bence de önemli. Güzel bir değerlendirme olmuş.