Bazı insanlar mutfakta harikalar yaratır.Bazıları ise mutfağa her girdiğinde yeni bir hikâye çıkarır. Ben sanırım ikinci gruba giriyorum. 😄
Eğer uzun zamandır kişisel blogumu takip ediyorsanız, daha önce “Patates Yemeği Skandalı“ başlıklı yazımda, bir çay kaşığı yerine iki yemek kaşığı tuz atarak babamla birlikte neredeyse tuz madenini sofraya taşıdığım o meşhur olayı anlatmıştım.
O yazıyı okuyanlar hatırlayacaktır; yemeği bitirdikten sonra günlerce su içmiş, dudaklarımız yanmış ve koskoca tencere çöpe gitmişti.
Ben de o gün kendi kendime:
“Benden artık daha büyük bir patates yemeği kazası çıkmaz.”
demiştim.
Hayat ise bana gülerek cevap verdi:
“Sen daha hiçbir şey görmedin Yalçın…”
Bu yazı da işte o efsanevi ikinci bölüm.
Bu Kez Evde Ağabeyimle Yalnız Kalmıştık
Yıl 2017…
Aralık ayı…
Annem ve babam Almanya’da yaşayan kuzenimin düğünü için yurt dışına gitmişti. Evde yalnızca ağabeyim ve ben kalmıştık. Ağabeyim sabah erkenden işe gidiyor, akşam saatlerinde eve dönüyordu. Ben ise o dönem henüz iş bulamamıştım. Dolayısıyla günün büyük kısmını evde geçiriyordum. Geç yatıyor… Geç kalkıyor… Can sıkıntısından mutfağa gidip buzdolabını açıp kapatıyordum. Şimdi herkes beni asosyal biliyor olabilir ama küçük bir sırrımı vereyim.
Mutfakta hiç de fena değilim.
Yemek yapmayı gerçekten seviyorum. Hatta elimden birçok yemek gelir. En azından geliyordu… Patates yemeğine kadar. 😅
Canım Yine Etli Patates Yemeği İstedi
Bir gün yine klasik cümle aklıma düştü.
“Bugün etli patates yemeği yapayım.”
Aslında burada durup düşünmem gerekiyordu. Çünkü geçmişte yaşadığım ilk patates faciası bana önemli mesajlar vermişti. Ama insan aynı hataya farklı yöntemlerle düşebiliyor. Bu kez işi şansa bırakmak istemedim. Annemi aradım.
Bu Kez Her Şeyi Garantiye Aldığımı Sanıyordum
Telefonu açar açmaz ilk sorum şu oldu:
“Anne, buzluktaki hangi eti kullanacağım?”
Annem söyledi. Ben yine sordum. Bir daha sordum. Yetmedi. Görüntülü aradım. Buzluğu açtım. Eti gösterdim. Defalarca teyit ettim. İçim o kadar rahattı ki…
Kendi kendime:
“Bu sefer hata yapmam mümkün değil.”
diyordum. Meğer tam da o noktada büyük yanılgı başlamış.
Et Bir Anda Ortadan Kayboldu
Eti çözdürdüm. Büyük büyük doğradım. Tencereye attım. Pişmeye bıraktım. Yaklaşık on dakika sonra kapağı açtığımda şaşkınlıktan donup kaldım. Az önce iri iri doğradığım etlerden eser yoktu. Hepsi küçülmüş… Dağılmış… Neredeyse kıyma gibi olmuştu. Üstelik mutfakta bana garip gelen bir koku vardı. Ama yine de önemsemedim.
“Herhâlde pişerken böyledir.” diye düşündüm. Patatesleri ekledim. Salçasını koydum. Baharatlarını ayarladım. Bu kez ilk yazıdaki hatadan ders aldığım için tuz konusunda oldukça temkinliydim.
Hatta kendi kendime gülerek;
“Bu sefer iki yemek kaşığı değil, bir tutam yeter.”
dedim. Yaklaşık yarım saat sonra kapağı açtım. Görüntü şahane… Kıvam şahane… Tadı… İnanılmaz güzel. En azından bana öyle gelmişti.
Her Şey Mükemmel Gidiyordu…
Tam yemek hazır olmuştu ki aşağı katta oturan anneannemin yanına indim. O gün mayalı (hamur işi) yapmıştı. Bize de birkaç tane verdi. Onları alıp yukarı çıkarken apartmanda işten dönen ağabeyimle karşılaştık. Eve girdik.
Ben büyük bir gururla sordum.
“Patates yemeği mi yersin, mayalı mı?”
Hiç düşünmeden:
“Yemek koy.”
dedi. İşte bütün film tam burada koptu.
Ağabeyimin Söylediği Cümleyi Hiç Unutmuyorum
Yemekleri kaselere koyduk. Masaya oturduk. Ben daha ilk kaşığı bile almamıştım.
Bir anda burnuma garip bir koku geldi. Ağabeyime döndüm.
“Ağabey… Bu yemek bana mı öyle geliyor, biraz garip kokmuyor mu?”
dedim. Ağabeyim sessizce bir kaşık aldı. Yüzü değişti. Bana baktı.
Sonra tarihe geçecek o cümleyi kurdu.
“Sen bunun içine ne doğradın?”
Ben büyük bir özgüvenle cevap verdim.
“Et doğradım.”
“Hatta annemi aradım.”
“Beş kere teyit ettim.”
O ise gülmeye başladı. Ve bombayı patlattı.
“Oğlum… Bu et değil. Bu ciğer!”
Evet… Güzelim Patates Yemeğine Ciğer Doğramışım
O an dünyam başıma yıkıldı. Çünkü ağabeyim de ben de ciğeri hiç sevmeyiz. Üstelik kokusunu uzaktan bile ayırt edebiliriz. Ben ise tüm özgüvenimle gidip et yerine ciğeri doğramışım. Üstelik bunu anneme defalarca sorarak yapmışım. Hâlâ emin değilim. Acaba ben mi yanlış anlamıştım? Annem mi yanlış tarif etmişti? Yoksa görüntülü konuşurken kamera mı bizi yanıltmıştı? Bugün bile kesin cevabını bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey şu:
O tencerenin içinde et değil ciğer vardı.
Daha İlk Kaşıkta Teslim Bayrağını Çektik
İçime bir anda mide bulantısı çöktü. Yemekten bir kaşık bile yiyemedim. Kaselerde duran yemekleri olduğu gibi çöpe döktüm. Ardından mutfağa gidip koca bir kase yoğurt yedim. Belki kokuyu bastırır diye. Allah’tan anneannem mayalı yapmıştı. Onun yanına sucuk kızarttık. Çay demledik. Ve akşam yemeğini adeta kahvaltıya çevirdik. O gece bizi kurtaran tek şey mayalı oldu.
Patatesler İsraf Olmasın Diye Son Bir Şans Verdik
Kos koca tencereyi çöpe dökmeye de kıyamadım. Sabah olunca yemeği bir poşete koyup apartmanın dışına bıraktım. Belki bir sokak kedisi… Belki bir köpek… Belki gerçekten seven biri çıkar diye düşündüm. En azından israf olmasını istemedim. Kim yedi bilmiyorum. Ama umarım onlar bizim kadar seçici değildir. 😄
Patates Yemeğiyle Aramızdaki Hesap Bitmedi
İlk yazıda fazla tuz attım. İkinci yazıda et yerine ciğer kullandım. Artık üçüncü bölüm gelir mi bilmiyorum. Ama gelirse sanırım bu kez patates beni pişirir. Şaka bir yana… Bugün dönüp baktığımda bu olaylara sadece gülüyorum. Çünkü yıllar geçse de aile içinde hâlâ anlatılan en komik anılarımızdan biri hâline geldi. Belki de mutfakta yapılan en güzel yemekler kusursuz olanlar değil, yıllar sonra gülümsetenlerdir.
İlk Patates Yemeği Skandalını Okudunuz mu?
Eğer bu yazıyı okurken “Bu kadar da olmaz.” dediyseniz, sizi küçük bir uyarayım.
Bu aslında serinin ikinci bölümü. 😄 İlk maceramda ise bir çay kaşığı yerine iki yemek kaşığı tuz ekleyerek babamla birlikte tarihin en tuzlu patates yemeklerinden birini yapmayı başarmıştım. O yazıyı da mutlaka okumanızı tavsiye ederim. Belki o zaman neden patates yemeğiyle aramın bir türlü düzelmediğini daha iyi anlarsınız.
👉 İlgili Yazı: Patates Yemeği Skandalı: Bir Çay Kaşığı Yerine İki Yemek Kaşığı Tuz Atarsanız Ne Olur?
Sonuç
Hayatta bazı başarısızlıklar vardır, insanı üzer. Bazıları ise yıllar geçtikçe en güzel anılara dönüşür. Benim için patates yemeği tam olarak ikinci kategoriye giriyor. Belki hâlâ profesyonel bir aşçı değilim. Ama artık tarif okurken iki kez kontrol ediyorum. Et alırken üç kez bakıyorum. Ve mümkünse patates yemeği yapmadan önce derin bir nefes alıyorum. 😄 Kim bilir… Belki bir gün üçüncü kez denerim. Ama bu kez mutfağa girmeden önce anneme değil, kasaba sorarım. Bir sonraki mutfak maceramda görüşmek üzere.
Sürç-i lisan ettiysem affola. Eyvallah.
Yalçın Güler sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.

