Ne Ankara Gecesiymiş Arkadaş

Bazı sanatçılar vardır; yalnızca söyledikleri şarkılarla değil, temsil ettikleri kültürle de hafızalara kazınırlar. Onlar bir müzik türünün, bir şehrin, hatta bir neslin sesi olurlar. Oğuz Yılmaz, benim gözümde tam da böyle bir isimdi.

Bu yazıyı yazarken amacım kimseyi eleştirmek ya da bir tartışmanın tarafı olmak değil. Sadece yıllardır dinlediğim, çocukluğumdan beri şarkılarıyla büyüdüğüm bir sanatçının ardından kendi düşüncelerimi paylaşmak ve yaşanan olaylara farklı bir pencereden bakabilmek.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda hepimizi derinden üzen bir haber aldık. Ankara oyun havalarının en önemli temsilcilerinden biri olan Oğuz Yılmaz, geçirdiği kalp krizi sonucu henüz 53 yaşında hayata veda etti.

Öncelikle kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Mekânı cennet, kabri nur olsun. Geride bıraktığı eserlerle uzun yıllar boyunca yaşamaya devam edeceğine inanıyorum.


Oğuz Yılmaz Kimdir?

Ankara kültürünü bilenler için Oğuz Yılmaz’ı anlatmaya aslında pek gerek yoktur.

Ancak onu tanımayanlar için kısa bir özet yapmak gerekirse;

Oğuz Yılmaz, 1989 yılında çıkardığı “Duydun mu Bi Denemi” albümüyle büyük bir çıkış yakalayan, Ankara oyun havalarını Türkiye’nin dört bir yanına taşıyan önemli bir sanatçıdır.

Ankaralıların arasında kimi zaman Sincanlı Oğuz, kimi zaman ise Eryamanlı Oğuz lakaplarıyla anılmıştır. Bu ifadelerin ne anlama geldiğini ise en iyi gerçek Ankaralılar bilir.

Kariyeri boyunca;

  • Ankara oyun havaları,
  • Arabesk eserler,
  • Muhabbet geceleri albümleri,
  • Televizyon programları,
  • Konserler,
  • Sahne performansları

ile milyonlarca insana ulaşmayı başardı.

Bugün Ankara oyun havası denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri olmasının en önemli nedeni de budur.


Çocukluk Anımdan Unutamadığım Bir Hatıra

Oğuz Yılmaz benim için yalnızca televizyonda gördüğüm bir sanatçı değildi.

Yıllar önce Aksaray’da bir alışveriş merkezinin açılışına gelmişti.

O gün babamla birlikte yanına gitme ve kendisiyle kısa da olsa sohbet etme fırsatı bulmuştuk.

Çocuk yaşta olsam bile böyle büyük bir sanatçıyı yakından görmek benim için unutulmayacak bir anı olarak hafızamda kaldı.

Bugün geriye dönüp baktığımda, böyle değerli isimleri hayattayken görebilmiş olmanın kıymetini çok daha iyi anlıyorum.


Ankara Oyun Havalarının Simgesi

Her şehrin kültürünü temsil eden sanatçıları vardır.

Ankara denildiğinde ise hiç kuşkusuz akla gelen ilk isimlerden biri Oğuz Yılmaz’dır.

Onun şarkıları yalnızca düğünlerde veya eğlencelerde çalınan eserler değildi.

Bir kültürü yaşatan, Ankara’nın mizahını, samimiyetini ve gündelik yaşamını anlatan eserlerdi.

Bugün birçok mahalli sanatçının ilham aldığı isimlerden biri olması da bunun en büyük göstergesidir.

Benim gözümde Oğuz Yılmaz;

  • Ankara oyun havalarının öncülerinden biridir.
  • Yeni nesil sanatçılar için önemli bir örnektir.
  • Birçok müzisyene yol açmış usta bir isimdir.
  • Ankara kültürünün en güçlü temsilcilerinden biridir.

İbo Show’da Yıllar Önce Yaşanan Tartışma Neden Yeniden Gündem Oldu?

Oğuz Yılmaz’ın vefatının ardından sosyal medyada yıllar önce yayınlanan bir İbo Show bölümü yeniden gündeme geldi.

Videoyu izleyen herkes farklı yorum yaptı.

Kimileri Oğuz Yılmaz’ı haklı buldu.

Kimileri ise farklı düşünceler dile getirdi.

Benim dikkatimi çeken nokta ise videoda geçen şu diyaloglardı.

İbrahim Tatlıses, Oğuz Yılmaz’a hitaben özetle;

“Kasetlerin önce Bentderesi’nde satılıyor, sonra Türkiye duyuyor.”

ifadelerini kullanıyor.

Buna karşılık Oğuz Yılmaz ise oldukça sakin bir şekilde;

“Sen de Bentderesi’ne gittin. Oradaki insanlar benim dostum. Sen niye gittin?”

şeklinde cevap veriyor.

Sonrasında program farklı bir tartışma ortamına dönüşüyor.


Bentderesi Üzerinden Oluşturulan Algı

Bana göre bu tartışmada asıl mesele Bentderesi değildi.

 

Asıl mesele insanların bazı yerleri veya bazı meslekleri küçümseyerek değerlendirmesiydi.

Bir sanatçının kariyerinin ilk yıllarında kaset satması, küçük mekanlarda sahne alması ya da zor şartlarda ekmeğini kazanması utanılacak bir durum değildir.

Tam tersine başarı hikâyelerinin büyük bölümü tam da böyle başlar.

Bugün başarıya ulaşmış birçok sanatçının geçmişinde benzer mücadeleler vardır.

Kimisi düğün salonlarında sahne aldı.

Kimisi gazinolarda çalıştı.

Kimisi pavyonlarda şarkı söyledi.

Kimisi sokakta müzik yaptı.

Hiçbiri onların sanatını küçültmez.

Aksine verdikleri emeğin büyüklüğünü gösterir.


Oğuz Yılmaz’ın Vefatından Sonra Gündem Olan Ankara Gecesi

Oğuz Yılmaz’ın vefatından birkaç gün önce İbo Show’un Ankara Gecesi bölümünün tanıtımı yayınlanmıştı.

Program yayınlandıktan sonra sosyal medyada birçok kişi programa katılan Ankaralı sanatçıları eleştirmeye başladı.

En çok söylenen cümleler ise şunlardı:

  • “Oğuz Yılmaz yeni vefat etti.”
  • “Nasıl oynayıp eğlenebildiniz?”
  • “Yas tutulması gerekirken televizyona çıktınız.”
  • “Ankara kültürüne yakışmadı.”

Ancak olayın perde arkasına bakıldığında durumun çok farklı olduğu görülüyor.


Hüseyin Kağıt, Serkan Nişancı, Veli Erdem Karakülah, Ayşe Dinçer, İbrahim Kibaroğlu ve Mustafa Taş

Gerçekler Çoğu Zaman Göründüğü Gibi Değildir

Programa katılan sanatçıların açıklamalarına göre söz konusu bölüm yaklaşık 3-4 ay önce çekilmişti.

Yani yayın tarihi ile çekim tarihi arasında aylar vardı.

Televizyon programlarının yayın akışına ise sanatçılar değil, kanal ve yapım şirketi karar verir.

Bir programın yayınlanması veya ertelenmesi tek bir sanatçının isteğiyle gerçekleşmez.

Ayrıca o dönemde programın yayın planı ve kanal takvimi nedeniyle bölümün yayınlanmasının zorunlu olduğu da ifade edildi.

Dolayısıyla yaşanan olayı sadece ekran görüntüsüne bakarak değerlendirmek bana doğru gelmiyor.


Cenazede ve Taziyede Onlar da Vardı

Bir diğer önemli konu ise şu.

Program nedeniyle eleştirilen birçok Ankaralı sanatçı, kötü haberi aldıktan sonra;

  • hastaneye gitti,
  • cenazeye katıldı,
  • taziye ziyaretlerinde bulundu,
  • ailesinin yanında yer aldı.

Yani kimse yaşanan acıya kayıtsız değildi.

İnsanların yalnızca televizyonda gördükleri birkaç dakikalık görüntü üzerinden hüküm vermesi çoğu zaman gerçeği yansıtmıyor.


Sanatçılar da Hayatlarını Kazanmak Zorunda

O dönemde ülkemiz pandemi sürecinden geçiyordu.

Müzisyenler aylarca çalışamadı.

Düğünler yapılmadı.

Konserler iptal edildi.

Eğlence mekanları kapandı.

 

Birçok sanatçı ve müzisyen ciddi ekonomik sıkıntılar yaşadı.

Bu insanlar;

  • düğünlerde,
  • nişanlarda,
  • konserlerde,
  • sahnelerde

çalışarak geçimlerini sağlıyor.

Dolayısıyla onların da aileleri, çocukları ve sorumlulukları olduğunu unutmamak gerekiyor.

Empati kurmadan yapılan eleştirilerin çoğu zaman haksızlık oluşturduğunu düşünüyorum.


Neden Sanatçıların Değerini Kaybettikten Sonra Anlıyoruz?

Beni en çok düşündüren konu ise bu oldu.

Oğuz Yılmaz hayattayken kaç kişi onun yeni şarkılarını dinliyordu?

Kaç kişi son albümünden haberdardı?

Kaç kişi sosyal medyada eserlerini paylaşıyordu?

Ne yazık ki toplum olarak çoğu zaman sanatçılarımızın değerini onlar aramızdan ayrıldıktan sonra fark ediyoruz.

Benzer durumları daha önce de yaşadık.

Ankaralı Namık’ta da aynı şey oldu.

Hayattayken yeterince ilgi görmeyen sanatçılar, vefatlarının ardından milyonlarca insan tarafından konuşulmaya başlandı.

Keşke bu sevgiyi ve desteği onlar hayattayken gösterebilsek.


Serkan Nişancı

Serkan Nişancı Örneği

Benzer bir durumun Serkan Nişancı için de yaşandığını düşünüyorum.

2015 yılında O Ses Türkiye yarışmasına katıldığında birçok kişi onu eleştirmişti.

Ancak destek olanların sayısı oldukça azdı.

Üstelik yarışmada repertuvarıyla ilgili değişiklikler yaşanmasına rağmen sahneye çıktı ve elinden gelenin en iyisini yaptı.

Sanatçılarımıza yalnızca zor zamanlarında değil, başarı yolculuklarında da destek olmayı öğrenmeliyiz.


Sonuç: Vefa, Sanatçılar Hayattayken Gösterildiğinde Anlamlıdır

Bu yazıyı yazarken kimseyi hedef almak istemedim. Sadece yaşanan olaylara kendi penceremden bakarak düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Benim için Oğuz Yılmaz, yalnızca şarkı söyleyen bir sanatçı değil; Ankara’nın kültürünü, samimiyetini ve müzikal kimliğini yıllarca başarıyla temsil etmiş önemli bir değerdi.

Elbette herkesin olaylara bakış açısı farklı olabilir. Ancak sosyal medyada gördüğümüz birkaç görüntüyle insanları yargılamadan önce olayların arka planını araştırmanın daha doğru olduğuna inanıyorum.

En önemlisi de sanatçılarımızın kıymetini, onlar aramızdayken bilmeyi öğrenmeliyiz. Çünkü gerçek vefa, kaybettikten sonra yapılan paylaşımlarla değil; hayattayken verilen destekle anlam kazanır.

Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet, kabri nur olsun.

E-bültene Abone Ol Merak etmeyin. Spam yapmayacağız.

Yazar

Selam, ben Yalçın, 16 yıldır bu bloga bir şeyler karalıyorum. Aksaray Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı mezunuyum. Aktif olarak Anadolu Üniversitesi Web tasarımı ve Kodlama bölümü okumaktayım.

İlgili Yazılar