Uzun zaman oldu belki, bir yolculuk yapıyordum. Sanırım Ankara’ya memleketime veya İstanbul’a gidiyordum. Otobüste yer yoktu, bana en arka beşli koltuğu verdiler. İyi dedim en azından yol boyunca uzanırım kafam rahat olur diye düşündüm. Tam istediğim gibi bir otobüs yolculuğuydu. Ağlayan çocuklar yoktu, horlayan dayılar yoktu. Sessiz sakin gidiyorduk.

Kulaklığımı taktım müzik dinliyordum ki bir süre sonra bir gürültüye uyandım. Kaza olmuştu. Bir araba arkadan bizim seyahat ettiğimiz otobüse vurmuştu. Herkes tedirgindi. Ama ben çok sakin kaldım, herhangi bir can kaybı yoktu. Neyse kaza işlemleri, tutanaklar tutulduktan sonra yolumuza devam ettik.

Mola vermiştik, hava almak için dışarı çıktım. İçeride bunalmıştım, ayaklarım uyuşmuştu. Bir bardak çay içtim. Yolculuk için yanıma ufak tefek abur cubur aldım. Yolumuza devam ettik. Bir kaç saat geçtikten sonra muavin servise çıkmıştı. En arkadan servise başladı, ben tek olduğum için rica ettim sağ olun kıyak geçti fazladan kek ve çay verdi.

Yol iyice sıkıcı gelmeye başlamıştı. Biraz kestireyim dedim, kapattım gözlerimi. Tam uykuya dalacakken otobüs bir tesise daha girdi. Ne oluyor ya daha yeni mola vermedik mi ? diye düşündüm. Muavin, mola değil yolcu almak için durduklarını söyledi. Tamam deyip gözlerimi yeniden kapattım. Beş on saniye sonra bir ses duyar gibi oldum. Bir kadın sesi, pardon müsaade edebilir misiniz diye seslendi. Bana demediğini düşünerek hiç bir tepki vermedim. Bir kaç saniye sonra omuzum da bir el hissettim ve yine aynı sesi duymuştum, gözlerimi açtım ve bir kadın bana beyefendi müsaade edebilir misiniz dedi.

Hemen toparlanmıştım. Otobüste yer olmadığı için benim yan koltuğuma oturmuştu. Rahatsız ettim uyandırdım, kusura bakmayın dedi ve benden özür diledi. Estağfurullah önemli değil, asıl siz kusura bakmayın dedim.

Yolculuk iyice sıkmaya başlamıştı ve yanıma oturan kadınla sohbet etmek için bir nazikçe atıfta bulundum. Tanır gibi olmuştum. Tanışmak, sohbet etmek için ismini sordum, çünkü beni uyandırdığında gözlerimi açtığımda gözleri ile göz göze gelmiştik. Yalan yok yani güzel bir kadındı. Aşık olunacak bir kadındı. Tam bir hanım efendi gibiydi. Etkilenmiştim veya aşık olmuştum. Hoşlantı da olabilir yani. Karışık bir durum vardı aslında.

Birisine ilk defa aşık olmuştum galiba. Saçı siyahtı ama yarısı sarı ile boyalıydı. Gözleri mas mavi, gülüşü güneş gibiydi sanki. Doğal bir güzelliği vardı, makyaj yoktu. Açık saçık birisi değildi. Ya insan durduk yere birisine aşık olur mu hiç, derdim kendi kendime. Evet oluyormuş. Aşık olma durumu anlık bir şeye bağlı galiba. Yol boyunca sadece gözlerine baktım. Eee boşuna demişler gözler kalbin aynasıdır, diye.

Yanlış hatırlamıyorsam eğer memleketimiz aynıydı ve aynı okulda veya aynı sektörün (bilişim) başka bir bölümünde okuyordu, mezun olmuşta olabilir.

Uzun bir yolculuğundan ardından kendisine durumu izah edip, hoşlandığımı dile getirecektim ama olmadı. Yolculuk son buldu.

Açtım bir duble Neşet Ertaş dinledim. Zamanında güzel demiş büyük üstat “ahu gözlerini sevdiğim dilber, sana bir sözüm var diyemiyorum, sırrımı ellere veremiyorum, derdimi ellere diyemiyorum.