- 1
- 0
- 0
- 0
- 0
- 0
Yıllar önce, tam 8 yıl önce, blogumda “Henüz Ehliyet Almayacağım” başlığı altında bir yazı paylaşmıştım. O günkü düşüncelerim son derece netti: acele etmiyordum. Herkesin hayatında bazı eşikler vardır; kimisi erken yaşta geçer, kimisi zamanı geldiğinde. Ehliyet almak da benim için tam olarak böyle bir konuydu.
Ehliyet Bir Zorunluluk mu?
Ben hiçbir zaman araba kullanmayı gerçekten isteyen biri olmadım. Araba sevmiyorum ve bunu hiçbir zaman gizlemedim. Kimine göre ehliyet büyük bir ihtiyaçtır; işe gitmek, ailesini taşımak, özgürce seyahat edebilmek için olmazsa olmazdır. Ancak bana göre ehliyet, zorunlu bir yaşam gerekliliği değildir.
Bu konuyu yıllar boyunca hep aynı benzetmeyle anlattım: Evlilik gibi. Ne zaman, hangi yaşta, hangi şartlarda olacağı belli olmayan bir şey. Zamanı gelirse olur, gelmezse de olmayabilir. Benim için bu kadar basitti.
Bitmeyen Telkinler ve Sonunda Gelen Karar
Etrafımdaki insanların dilinden düşmeyen klasik cümleyi artık ezbere biliyordum:
“Yaşın geçiyor, artık şu ehliyetini al.”
Ben bu cümleyi duymaktan bıktım, onlar söylemekten bıkmadı. En sonunda, daha fazla bu konu hakkında laf duymamak için, ehliyeti almaya karar verdim. Bu karar bir hevesin ya da tutkunun sonucu değildi. Daha çok, sosyal baskının sessiz bir yansımasıydı.
Elbette, bir gün acil bir durum olabilir. Birinin arabaya ihtiyacı olabilir ya da direksiyon başına geçmek gerekebilir. Ama şu soruyu kendime hep sordum: Bir insana sevmediği bir şeyi yaptırmak ne kadar doğru?
Ehliyet Kursu Süreci
Eylül ayında sürücü kursuna yazıldım. Ancak sağlık sorunlarımdan dolayı sağlık raporu alma sürecim uzadı ve eğitimim Ekim ayına sarktı.
Kursun verdiği kitaba göz gezdirdim ama açıkçası tamamını okumadım. Günlük hayatta zaten aşina olduğum pek çok bilgi vardı. Bunun yerine YouTube üzerinden son aylarda çıkmış yazılı sınav sorularını inceledim. Bu sayede teorik bilgileri kısa sürede toparladım.
İlk yazılı sınavdan 76 puan alarak geçtim. Benim için sürpriz olmadı ama yine de içten içe bir rahatlama yaşadım.
Direksiyon Eğitimi ve Eksik Kalan Dersler
Daha sonra iki hafta boyunca her sabah direksiyon eğitimine katıldım. Normalde toplam 14 ders almam gerekiyordu. Ancak hem benim iş yoğunluğum hem de eğitmenin gelmediği bazı günler nedeniyle telafi derslerine katılamadım.
Sonuç olarak toplam 10 gün direksiyon eğitimi alabildim. Sınavdan bir gün önce son kez:
- Paralel park
- L park
- Geri geri gelme
- U Dönüşü
- Rampa
hareketlerini üçer kez tekrarlayıp eğitimi noktaladım.
Direksiyon Sınavı: Heyecan ve Titreyen Bacaklar
Sınav günü geldiğinde heyecanım ciddi boyutlardaydı. Bacaklarım tam 35 dakika boyunca tir tir titredi. Buna rağmen sınav sırasında yaptığım hareketlerden emindim:
- Paralel parkta hata yoktu
- Geri geri gelmede sorun yaşamadım
- U dönüşü, rampa ve kırmızı ışık dur-kalk kusursuzdu
- L parkta dubaya birkaç santimetre kala durup, çıkışta sıfıra yakın geçmiştim
Sınav bittiğinde arabadan indim. Ortamdaki yüzler gülüyordu. Ve o beklediğim cümle geldi:
“Hayırlı olsun.”
Ehliyet Geldi Ama Hisler Hâlâ Aynı
Sınavdan hemen sonra nüfustan ehliyet başvurumu yaptım. İki gün sonra ehliyetim evime ulaştı.
Peki araba kullanıyor muyum? Kullanacak mıyım? Açıkçası bilmiyorum. Kendimi hâlâ eksik hissediyorum. Direksiyon başına geçtiğimde içimde hâlâ bir panik var. Ehliyeti almış olmak, her şeyin bittiği anlamına gelmiyor.
Belki zamanla alışırım. Belki de ehliyet, cüzdanımda duran ama pek kullanılmayan bir belge olarak kalır. Hayat bazen bize istemediğimiz adımları attırıyor; önemli olan o adımların bizi nereye götürdüğü.


