Blogging

Bir Piknik Kazası

Hoş geldin, bu yazıyı günün hangi saatinde hangi şehirde hangi mekanda okuyorsan şimdiden keyifli dinlemeler. Korona mevzusundan sonra yaklaşık 6 – 7 aydır hiç bir şekilde şehir merkezinden uzak bir noktaya gitmedim. İşe bile korka korka gidip geliyordum. Kronik hasta olduğum için acaba bana bulaşır mı ? diye sürekli düşünüyordum. Acil durum ve özel iş dışında 10 dakikalık yürüme mesafesinde ki çarşıya bile gitmiyordum. Bir pikniğe gittim ve kaza ansızın geldi. Nasip, olacakmış yani. Kaza geliyorum demez.

Zaman geldi geçti derken mübarek Kurban Bayramı gelip çatmıştı. Rabbim kabul eder ise her sene olduğu gibi bu sene de kurbanımızı kestik. Köyde kesileceği için ben evde durmuştum, her ihtimale karşı gitmemiştim. Zaten kurban etlerini de pay edip bir gün sonra teslim ettiler. Bayramlaşmayı yıllardır sevmediğim için sadece ailemin bayramını kutladım ellerini öptüm ve babamdan bi’ 100’lük kopardım. Sonrasında ağabeyimgil’e oturmaya gittik.

Kurban bayramının 3. günü Hasan dağına pikniğe gideceğiz hazırlan dediler. Korona’dan dolayı pek istemesem de aylar sonra dışarıya şehir dışına gideceğim için biraz sevinmiştim. Aylar sonra yeni insanlar, yeni yüzler, temiz ferah bir ortam görmüş oldum. Mangalın olmasını beklerken o sıra Annemin telefonu çaldı, etler ile uğraştığı için telefonu ben açtım. Dağlık bölgede olduğumuz

için telefon zar zor çekiyordu. Biraz ilerleyeyim tepeye doğru çıkayım ki rahat konuşabileyim diye düşündüm. Tam hat geldi konuşma çabasına gireyim derken nedendir bilinmez bir anda heyecan yaptım elim ayağıma dolaştı. Hat tekrar gitti bende telefonu kapattım geri dönerken boşluğa bastım ve sol ayağım döndü. Dedim eyvah.

Bizimkilerin yanına gidene kadar sol bileğim ve bileğin üst kısmı balon gibi şişti. Hemen buz koydum soğuk su döktüm ama çok fazla işe yaramasa da şişliği bir miktar indirdi. Zaman geçtikçe ağrılar çoğaldı ve üstüne basamaz hale geldim. Bizimkiler dönüşte hastaneye gidelim, baksınlar diye ısrar etti ama inatçı keçi ben kabul etmedim, yok yok bir şey olmaz eve gidince dinlenince geçer dedim. Demez olaydım.


Eve geldiğimizde annem et sardı ve 3 – 4 saat boyunca bekledim. Ağrı gittikçe çoğalmıştı yerimde duramıyordum, dedim artık beni acile götürün. Ya kırıldı yada çatladı diye tahmin ediyordum. Acil ne kadar kalabalık olsa da işimiz yarım saat içinde bitmişti. Doktor kırık çatlak hiç bir şeyin yok deyip sabit durması için alçıya aldırdı. Rapor bile yazmadı. Çalıştığım yerde izin vermeyince mecburen alçılı ayakla ağrı çeke çeke 2 gün rezil bir şekilde işe gidip geldim. Ağrılarım tekrar artınca 2. gün sonunda dayanamayıp özel hastaneye gittim ve çıkan sonuçta tahmin ettiğim gibi ayağımda çatlak olduğu anlaşıldı ve doktor 10 gün rapor yazdı.

Çatlayan yer hassas olduğu için dikkat etmediğim taktirde çatlağın büyüyebilme ihtimali çok yüksekmiş. 10 gün boyunca yatakta ayağım havada sabit bir şekilde bekledim. 10 gün sonra tekrar kontrole gittiğimde yeniden röntgen çekildi ve doktor çatlağın hala devam ettiğini söyledi. Alçı ayağımda bir süre daha bekledi. Doktor, bu şekilde işe gitmemim imkansız olduğunu belirtti ve 10 gün daha rapor verdi. Doktor, kendini iyi hissettiğinde alçıyı çıkartıp üstüne yavaş yavaş basmamı söyledi. 5 gün boyunca yine yatakta ayağım havada sabit bir şekilde bekledim ve üstüne hafif hafif basmaya başladım ve alçıyı çıkardım. İyi ki de çıkarmışım çünkü alçı ayağıma vurmuş ve mosmor olmuştu. Yürümekte zorlansam da değnekler sayesinde destek ala ala hafif hafif yürümeye başladım.

Son kontrole gittiğimde yeniden röntgen çekildi ve çok çok ip kadar ince bir çatlak olduğu tespit edildi. Bu herhangi bir risk taşımadığı için yeniden alçıya alınmadı. Bunun içinde ağrı kesicili Sarcophen adında bir Jel verdi ve normal sargı bezi ile sarıp yürüyebiliyordum. Bu ağrı 2 – 3 hafta boyunca devam etti ve normal düzenime geri döndüm

Siz siz olun hiç bir şekilde sağlık konusunda inat etmeyin. Söz dinleyin ve geç olmadan hastaneye gidin. Sonra acısını büyük bir şekilde çekersiniz. Benim gibi inatçı keçi olmayın.

Hatalı cümlelerim, kelimelerim illa ki olmuştur, sürç-i lisan ettiysem affola. Eyvallah.

2 thoughts on “Bir Piknik Kazası

  1. Geçmiş olsun.
    Acilden çıktıktan sonra iş yerinizin izin vermeyişine takıldım. Tabiî daha önemlisi, ilk bakan doktorun sağlam olduğunuzu söylemesine… Sanırım kalabalıktan ötürü pek ilgilen(e)medi.
    Şahsen ben de ağrılar dayanılmaz duruma gelinceye kadar hastaneyi es geçenlerdenim. “Kendiliğinden düzelir” kafasındayım.
    Hani dizilerde ve filmlerde olur ya; birisi başını hafiften bir yere çarpsa, yanındakiler, “Hastaneye gidelim mi” diye sorar. Böyle sahneleri garipserim. Aslında olması gereken bu.
    Tekrardan geçmiş olsun.

  2. İşte insanın başına nerede ne geleceği hiç belli olmuyor. Araç kullanıyorsak mutlaka bir ilk yardım çantası bulunduralım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir